Marshall Planıİkinci Dünya Savaşı’nın sonucunun belirmesiyle Türkiye, yönünü açıkça galip devletlere doğru çevirir. Bu yönelişte, kuzeyden hissedilen Sovyet tehdidi de etkili olur. Türkiye’nin Batı dünyasına açılma süreci, beraberinde çok partili siyasal yaşama geçmeyi de getirir. Ülkeyi yöneten, tek parti içinde şekillenen muhalefet, iyice su yüzüne çıkar. Bu muhalefet ‘Dörtlü Takrir’ ile kamuoyuna açıkça duyurulur.

Cumhuriyet Halk Partisi içindeki muhalefet, 5 Ocak 1946’da kurulan Demokrat Parti bünyesinde, siyasal mücadeleyi devam ettirme yönünde gelişirken, tek parti yönetimi de rejimin demokratikleşmesi yolunda adımlar atar.

21 Temmuz 1946’da, ilk kez birden çok partinin katıldığı, tek dereceli genel seçimler yapılır. Siyasette başlayan değişim, ekonomide de gündeme gelir. Sermaye birikiminin yetersizliği, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, savaş nedeniyle aksayan kalkınma sürecini yeniden başlatmak için yeterli görünmemektedir.

Bu durum, Türkiye’nin dış ekonomik desteğe ihtiyacını artırır. Bu doğrultuda Türkiye’de gerçekleştirilen ‘siyasal sistemde devrim niteliğindeki’ değişimlerin yanı sıra, ekonomide de Batı ile ilişkileri geliştirmek ve uluslararası ekonomik sistemin bir parçası olmak için adımlar atılır.

Bretton-Woods Antlaşması

İkinci Dünya Savaşı’nda Avrupa, yani Batı uygarlığının kalbi ve anavatanı, büyük bir yıkıma uğrar. Deyim yerinde ise, Avrupa’da taş taş üstünde kalmaz. ‘Yaşlı Kıta’ yerle bir olur. Savaş sona erdiğinde, bu yıkımın yanı sıra, Avrupa’yı tehdit eden bir diğer tehlike de Sovyetler Birliği’nin güttüğü yayılmacı politikalardır.

İkinci Dünya Savaşı’nın müttefikleri Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği, savaş ertesi artık yeniden kurulan dünyanın iki kutbunu oluşturmaktadırlar. Amerika Birleşik Devletleri, bu koşullarda Batı dünyasının tartışmasız önderi haline gelir ve yıkılan Avrupa’yı yeniden inşa etmek için kolları sıvar.

Bu bağlamda, yeni bir uluslararası para sisteminin kurulması da gündeme gelir. Projenin temelleri, daha savaş bitmeden, 1-23 Temmuz 1944’te ABD’nin Bretton-Woods kentinde gerçekleştirilen, dolayısıyla bu kentin adıyla anılan konferansta atılır.

Türkiye de Bretton Woods Antlaşması’yla şekillenen yeni ekonomik düzen çerçevesinde yerini almak ister. Bu doğrultuda adımlar atılır. Dış yardım ve uluslararası ekonomik kurumlarla ilişki kurma gereksinimi, Türkiye’nin önemli ekonomik kararlar almasını da beraberinde getirir.

Buna göre, Türkiye’nin yakın dönem iktisadi tarihine “7 Eylül Kararları” olarak geçen istikrar tedbirleriyle, Türk parası Cumhuriyet tarihinde ilk kez devalüe edilir.

Bu devalüasyon kararının ardından, Türkiye’nin uluslararası ekonomik kuruluşlarla olan ilişkisi hız kazanır. 11 Mart 1947’den itibaren Türkiye, hem Uluslararası Para Fonu’nun hem de Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası’nın üyesi olur.

Savaş sonrası değişen dengeler, Türkiye ekonomisinde de belirgin değişimlere yol açar. Ülkenin dış ticaretinde, savaş yıllarında Almanya’nın tuttuğu yeri, artık Anglosakson ülkeleri alır.

Uzun bir dönem fazla veren dış ticaret dengesi, 1948 yılından itibaren yeniden açık vermeye başlar. 7 Eylül Kararları’na rağmen, 1948 yılında ihracat düşmeye başlar. Bunun nedeni, devalüasyona rağmen Türk Lirası’nın değerini yitirmemiş olması ve tarım ürünlerinin, talep esnekliği düşük ürünler olmasıdır.

Avrupa’nın yeniden imarı ve savaş sonrası Türkiye’ye yönelen Sovyet tehdidi karşısında, Amerika Birleşik Devletleri harekete geçer. 12 Mart 1947’de, Amerikan Kongresinde Başkan Truman, kendi adıyla anılacak olan doktrinini açıklar.

OECD’nin temelini oluşturan Marshall Planı ise 12 Temmuz 1947’de, Paris’te çalışmaya başlayan ve ‘On Altılar Konferansı’ olarak adlandırılan toplantıda atılır. Planın mimarı, dönemin ABD Dışişleri Bakanı George C. Marshall’dır ve plan da onun adıyla anılacaktır.

Sovyetler Birliği’nin toprak talepleri ve buna bağlı tehditlerine maruz kalan Türkiye, jeopolitik konumu ve önemi nedeniyle, Truman Doktrini ve Marshall Planı kapsamında, Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri ve ekonomik yardımda bulunacağı ülkelere arasında yer alır. 4 Temmuz 1948’de imzalanan ‘Ekonomik işbirliği Antlaşması’ ile Türkiye’ye Amerika Birleşik Devletleri’nin ekonomik yardımı başlar. Truman Doktrini ve Marshall Yardımı’nın Türk-Amerikan ilişkilerine yönelik en somut belgesi olan 4 Temmuz 1948 tarihli ‘Ekonomik İşbirliği Anlaşması’ ile kurulan Ekonomik İşbirliği İdaresi, 1951’de yerini Ortak Savunma İdaresi’ne bırakır. Marshall yardımıyla Türk ordusu, Sovyet tehdidi karşısında kuvvetlendirilmeye çalışılır.

Kalkınma Projeleri Devreye Giriyor

Yardımın ekonomik yansıması ise özellikle tarım kesiminde ortaya çıkar. Tarım kesiminde modernleşme çabalarının ilk adımları, Marshall Yardımı ile atılmaya başlanır.

İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan yeni ekonomik düzen içinde yer arayışına giren, Amerika Birleşik Devletleri’nden ve onun nüfuzu altındaki uluslararası kurumlardan ekonomik yardım görmeye başlayan Türkiye, bu çevrelerin telkin ve tavsiye ettikleri yeni kalkınma projeleri ile de tanışır. Bunların başında Hilts Heyeti Raporu, Thornburg Raporu ve Barker Misyonu Raporu gelir.

Hilts Heyeti Raporu ile Türkiye’ye karayolu öncelikli bir ulaştırma politikası önerilir. 1930’larda “iktisadi devletçilik” modeli kapsamında; yapılanların keskin bir dille eleştirildiği Thornburg Raporu’nda ise Türkiye’nin sanayileşmekten vazgeçmesi ve ithalata yönelmesi, dolayısıyla Amerikan bağımlısı bir ekonomik yapıya sahip olması önerilir. Dünya Bankası heyetinin hazırladığı Barker Misyonu Raporu’nun özü de Türkiye’nin uluslararası işbölümü kapsamında, “bir tarım ülkesi” olarak gelişmesinin tavsiyesi yönündedir.

Yardımların Kapsamı

Marshall Planı kapsamında Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri’nden 1948-1951 yılları arasında, toplam 62 milyon 376 bin dolar hibe alır. Aynı dönemde Amerika Birleşik Devletleri’nden 72 milyon 840 bin dolar borç edinir. Plan kapsamında, 1948-1951 döneminde Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri’nden toplam 126 milyon 522 bin dolar dolaylı yardım edinir. Aynı dönem içinde Türkiye plan kapsamında, Amerika Birleşik Devletleri’nden 3 milyon dolar tutarında da teknik yardım alır.

Bütün bu gelişmeler, İkinci Dünya Savaşı ertesi yeniden kurulan dünyada, Türkiye için de yeni bir dönemin habercisi olur. Artık Türkiye, sınırları dışındaki dünyanın rolünü ve etkisini de hesaba katarak adımlarını atmak durumundadır… Bu süreçte, Amerika Birleşik Devletleri ile yakınlaşma, kritik bir rol oynar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s