milli_korunma_kanunu

Türkiye’nin, tüm dünyayı sarsan 1929 Ekonomik Bunalımı’nın yaralarını sarmaya başladığı bir dönemde patlak veren II. Dünya Savaşı tüm dengeleri bir kez daha altüst etmişti.  Savaşın ilk dönemi olan Avrupa Savaşının başlamasıyla birlikte ülkede ekonomik durum da bozulmuş ve o günkü deyimle karapazarcılık (sonraları karaborsacılık) başlamıştı. Aranan mallar ortadan yitip karaborsaya düşmüş, fiyatlar alabildiğine yükselmiş, hayat pahalılığı her gün biraz daha şiddetlenmişti. Serbest çalışan orta dereceli halk ile memurlar ve benzerleri geçim sıkıntısına düşmüşlerdi. Bu yüzden yurt içinde doğan dikkat çekici huzursuzluk, hükümetin dış politika tutumunu kendi çıkarlarına uygun bulmayan devletlerin aleyhteki propagandalarında konu olarak ele alınıyor ve Türkiye’de hayat pahalılığı, işsizlik, sefalet olduğu yolunda radyo yayınları yapılıyordu.

Ankara Radyosu’nda konuşan hükümet sözcüsü ise bu iddialara karşılık şunları söylüyordu:

Türkiye’de işsizlik ve sefalet bulunduğunu iddia etmek, Türkiye’deki iş alanının durmadan genişlemekte olduğunu bilmemektir. Oysaki geri bir tarım ve hammadde memleketi olan İmparatorluk Türkiye’sinden; sanayileşen, ulaştırma araçlarını kuran ve ulusal kredi donatımını gittikçe genişleten bir Cumhuriyet Türkiye’sinin meydana çıkması demek, işin olmadığı bir memlekette sürekli olarak yeni iş ve yeni uzmanlık alanlarının yaratılması demektir. Bu hareket tamamlanmadan Türkiye’de işsizliğin ve işsizlerin değil, ancak yeni iş alanlarının ve buralarda çalışanların istatistiğini tutmak mümkündür. Hayat pahalılığına gelince; Türkiye, uluslararası fiyat ilişkilerini koruyan memleketler arasındadır. Almanya ya da Rusya gibi; maliyet fiyatının, bazı maddelerin yokluğu ve belgelere bağlanması ile tepeden inme narh usullerinin makası arasında kaybolduğu bir memleket değildir. Türkiye’de fiyatlar normalleşmekte ve hayat şartları bu fiyatlara göre düzenlenmektedir. Aleyhte propaganda yapanlar özellikle şu noktalara dikkat etmelidirler: Bizde henüz hiçbir yiyecek maddesi vesikaya bağlanmamıştır. Bizde henüz hiçbir tasarrufa el uzatılmamıştır. Bizde henüz hiçbir enflasyon yoktur. Ekonomik bakımdan kötü durumda olduğumuz yolunda Almanlardan gelen propagandanın sebebi, yeni ticaret görüşmelerinde kendi lehlerine halktan ve tüccardan gelme bir baskıyı sağlamaktır.

Bana karşılık Alman gazeteleri şöyle yazıyorlardı:

Türkiye’deki kahve stokunun ancak iki aylık ihtiyaca yeteceği tahmin ediliyor. Ondan sonra Brezilya’dan yeni kahve getirmek ve özellikle gelecek kahveyi abluka kontrolünden geçirtmek mümkün olacak mıdır? Yoksa bir kaç gün önceki gibi yine büyük bir parti mala Marsilya’da Fransızlarca el konacak mıdır? Görünüşe göre, bazı fabrikaları kapatmak zorunluğu da doğacaktır. Ankara’da yapılmakta olan yeni Millet Meclisi binasının yapımının durdurulduğu da biliniyor. Çünkü Almanya’dan getirilmesi gereken yapım malzemesi de getirilemiyor.

Ekonomik Durum İç Açıcı Değil

Gerçek olan şu idi ki, Türkiye’de büyük bir ekonomik bunalım vardı. Türkiye savaşa girmemişti ama savaşın yarattığı uluslararası ekonomik koşullarından oldukça fazla etkilenmişti. Savaş başladığında ordunun büyük donanım eksikliği vardı ve bunların tamamlanması gerekiyordu. Savunma harcamaları olağanüstü artmış, 1938’de bütçeden savunmaya harcanan pay % 30.31 iken bir yıl sonra % 43.32’ye yükselmişti. Ne var ki bu harcamalar toplanan vergilerle değil para basılarak yapılmıştı. Emisyonun artması Türkiye Cumhuriyeti’nin enflasyonla tanışmasını da sağladı. 1938 yılı fiyatları 100 olarak temel alındığında 1941 yılında söz konusu rakam 175,3’e çıkmıştı.

O yıllarda özel sektör son derece küçüktü ve yatırımlarının fazla bir önemi yoktu. Fakat devlet bütçesi olağanüstü arttığı halde bütçenin büyük bölümünün ordunun savaş hazırlıklarına ayrılmasıyla artık devlet yatırımlarından da söz etmek fazla olanaklı değildi. Seferberlik emriyle silah altına alınan nüfusun artması gıda maddelerine olan talebi artırmıştı. Fakat bu durum bir kısırdöngüyü de beraberinde getirmişti. 20 milyona yakın ülke nüfusunun yaklaşık bir milyonunun silah altına alınması nedeniyle üretim yapacak kitle sayısı da azalmış, tarım ve sanayi üretimi dibe vurmuştu.  Örneğin çiftçilerin çoğunun askere alınması nedeniyle 1938’de 3.814.000 ton olan buğday üretimi 1941’de 3.135.000 tona kadar gerileyecekti. Bu nedenle toplam arz toplam talebi karşılayamayacak duruma gelmiş ve halk kıtlık kotkusuyla gıda maddelerine saldırınca karaborsacılık alıp başını yürümüştü. Buna bir de savaş koşullarının ithalatı zorlaştırması eklenince, büyük tüccar ve çiftçiler bu ortamda tefecilik, karaborsacılık ve vurgunculuk yoluyla mallarını fahiş fiyatla satarak çok büyük miktarda haksız kazanç sağlamıştı.

Nitekim Çoruh Mebusu Mazhar Müfit Kansu, konuyu bir soru önergesi ile Meclis’e getirmiş ve önergede vurgunculuğun şiddetle devam ederek Anadolu’ya yayıldığını ve bu nedenle memur ve orta sınıf halkın acı çekmekte olduğunu söylüyordu. Vurgunculuğa son verilmesi için şiddetli önlemler alınması gerektiğini söylüyor ve hükümetin bu konuda bir görüşünün olup olmadığını, ne yapacağını soruyordu.

Soruyu cevaplayan Ticaret Bakanı Nazmi Topçuoğlu genellikle şunları söylemişti:

Eylül başında Avrupa Savaşı başlayınca önce demir, yapım gereci, çuval gibi bazı maddelerin fiyatı yükseldi. Savaşın başlaması kötü bir rastlantı olarak, Almanya ile aramızdaki ticaret anlaşmasının sona erdiği günlerde oldu. Bu sırada piyasada yoğun bir demir alışverişi de olmuştu. Bütün bu nedenlerle fiyat yükseldi. Bu maddelerdeki fiyat yükselmesi devam edince öteki maddelerde de fiyat yükselmeleri başladı. Oysaki bu yükselişin maddi bir sebebi yoktu. Bu yükseliş özellikle kolay ve çabuk para kazanmak hırsı ile gözleri kararmış olanların savaş halinden yararlanarak geniş bir spekülasyon yapmalarından yani vurgunculuk düzeni kurmalarından doğmuştur. Spekülasyon önce İstanbul’da başladı, İzmir’e geçti. Memleketin altı aylık ihtiyacı sağlanmış olduğu halde kahve spekülasyonu ve kahve fiyatlarının yükselmesiyle karşılaştık. Bu durum karşısında ilk aldığımız tedbir, ihtiyaç duyulan malları hazır bulundurmak olmuştur. İthalât için gerekli dövizi ithalatçıların emrine amade bulundurduk. Sanırım ki, çabuk ve kolay para kazanmak hırsından doğan bu hareket kabuğuna çekilmiştir. Fakat spekülasyondan vazgeçilmiştir de diyemem, fırsat gözetmektedirler. Hükümetin aldığı tedbirler etkisini gösterince fiyatlar normalleşmeye başlayacaktır. Fakat tedbirlerimiz zayıflık gösterecek olursa vurguncular yine başlarını kaldıracaklardır.

Olağanüstü durumda ticareti uluorta serbest bırakmaya imkân yoktur. Çünkü bazı malların ithali için bazı hükümetlerden müsaade almaya ihtiyaç vardır. Hükümetin ithalatçıya yardımı gerekir. Bu nedenle önemli maddelerin ithalatı için teşkilât kurmaya başladık, İthalat Birlikleri yapıyoruz. Lisansı birliklere vereceğiz. Bu şekilde ithal mallarının fiyatlarını kontrol imkânı da olacaktır. Toptancı fiyatları belli olunca, yan toptancının kâr oranını ve perakendecinin satış fiyatlarını tespit edebileceğiz. Bir malın küçük oranlarla elden ele geçerek fiyatının % 100 artmasına engel olacağız. Bir yandan tüketim mallarım bol bulundurmaya çalışırken, bir yandan da ticaretle ilgisiz kimselerin piyasaya girip fiyatları yükseltmelerini önleyeceğiz. Fakat şunu da belirteyim ki; bazı mallar kendi ülkelerinde de pahalılaşmıştır. İhracatımız ise gün geçtikçe kolaylaşmaktadır. İstek artmaktadır. İhracat mallarına fazla prim vermek zorunluğunda değiliz. Çiftçinin para kazanacağı zaman gelmiştir.

Sorun yalnız kahve ve gıda maddeleri değildi. Ülkede birçok temel tüketim malzemesinin eksikliği hissediliyordu. Benzin yokluğu nedeniyle taksiler için tek  çift plaka uygulamasına gidilmiş ve bu araçlara verilecek yakıt miktarı ayda 210 litre ile sınırlandırılmıştı. Yine benzin yokluğundan birçok otobüs seferi iptal olmuştu. Ülkede kağıt sıkıntısı nedeniyle gazetelerin dört sayfadan fazla çıkması yasaktı.

Milli Korunma Kanunu’nun Gerekçesi

Bu durum üzerine Refik Saydam’ın hükümeti derhal ekonomik bunalım için çare bulma çalışmalarına başladı ve ekonomik bunalımın halkın toplan düzenini olduğu kadar, ulusal savunma gücünü de tehlikeli surette etkilediği gerekçesi ile bir Milli Korunma Kanunu tasarısı hazırlatıp Meclise sundu. Hükümet Milli Korunma Kanunu’nun gerekçesini şöyle açıklıyordu:

Son zamanlarda Avrupa’da hüküm süren siyasî gerginlik, sonunda birçok ulus arasındaki bir savaşa dönmüş ve böylece savaş alanlarına ve savaş tehlikesine yakın, hatta uzak ülkeler olağanüstü durum ve koşullar içinde kalmışlardır. Bu durum, özellikle hızlı gelişmesinden ötürü, hemen her yerde hükümetlerce alınan olağanüstü tedbirlerle karşılanmaktadır. Türlü ülkelerde bu konuda hükümetlere verilen geniş yetkiler, sözü edilen durumu en iyi anlatan belirtilerdir.

Ülkemizin Avrupa’da süren savaşın dışında olduğu bilinmektedir. Bununla beraber, ulusal yaşantımızda bu ayrık durumun etkilerini önlemek ve öteki bakımlardan olduğu kadar, ekonomik bakımdan da koruyucu ve savunucu tedbirler almak zorunluğu karşısındayız. Bu zorunluklardan ötürü Millî Korunma Kanunu adı altında hazırlanan bir kanun tasarısı Yüksek Meclise sunulmuştur. Bu tasarı ile Cumhuriyet Hükümeti, Yüksek Meclisten durumun gerektirdiği yetkilerin verilmesini istemektedir. Eğer Avrupa’nın bugün içinde bulunduğu durum, koşullar ve bunların ülkemizdeki yankıları, gereken her durumda Yüksek Meclise ayrı bir kanun tasarısı ile başvurmak imkânını verecek nitelikte olsa idi, hükümetin bu yolu izleyeceği kuşkusuzdu. Fakat olaylar öylesine hızlı ilerlemekte ve değişmektedir ki, bu durum ancak ivedilikle, günü gününe ve özellikle zamanında alınacak karar ve tedbirlere ihtiyaç göstermektedir.

Gerçekten de o yıllarda birçok ülke savaş koşullarının getirdiği olumsuzlukları bertaraf etmek amacıyla olağanüstü yasalar çıkarmıştı. Örneğin ABD’de “Wealth Tax” (Varlık Vergisi) ile şirketlerin kazançlarının % 94’üne vergi kondu. Almanya’da yürürlüğe giren “Olağanüstü Savaş Kazançları Vergisi” ile toplam kazancın % 85’i vergilendirildi. İngiltere’de “Exess Profit Tax” vergisiyle, kurum kazançlarının % 100’ü vergi olarak alındı.

Kanunun 1. maddesi hükümete olağanüstü yetkiler tanıyordu:

Madde 1: Olağanüstü hallerde devletin bünyesini ekonomi ve millî savunma bakımlarından güçlendirip pekiştirme amacı ile Bakanlar Kuruluna, bu kanunda gösterilen şekiller ve koşullar içinde görevler ve yetkiler verilmiştir. Olağanüstü haller şunlardır:

Genel yâda bölgesel seferberlik,
Devletin bir savaşa girmesi ihtimali,
Türkiye Cumhuriyeti’ni de ilgilendiren yabancı devletler arasındaki savaş hali.

Ve tasarının öteki maddelerine göre Hükümet; bu yetkilerini kullanmak gerektiğine ve olağanüstü halin sona ermesi nedeniyle uygulamadan vazgeçtiğine karar verince bunları ilan eder ve Büyük Millet Meclisi’ne de bildirir. Başbakanın başkanlığında ve onun seçeceği bakanlardan bir Koordinasyon Kurulu meydana getirilir, Başbakanlığa bağlı bir büro kurulur. Hükümet; sanayi ve maden kuruluşlarını, halk ve milli savunma ihtiyaçlarına yönelmeleri için, kontrol eder. Onlara üretim programları verebilir. İşyerlerinde çalışanlardan hiç kimse kabule değer bir özrü olmadan ve haber vermeden ayrılamaz. Hükümet gerektiğinde fazla mesai yaptırabilir ya da hafta sonu tatillerini iptal edebilir. Hükümet isterse, maliyeti üzerine belli bir kâr koyarak yapılan malları kendisi alabilir.

Özetlemek gerekirse; ülkedeki ekonomik bunalımı, halkın geçim zorluğunu, karaborsayı, vurgunculuğu, fiyat yükselmesini, mal darlığını, alım zorluğunu önlemek ve ortadan kaldırmak için hükümet, her türlü girişimde bulunmaya yetkilidir

18 Ocak 1940’da 3870 sayılı ile çıkarıldığı dönemde altı bölüm, 68 madde ve 4 geçici maddeden oluşan Milli Korunma Kanunu kabul edilmiş, 24.2.1940’da bu uygulamaya ait işleri görecek dairenin kurulmasını kararlaştırmıştı. İlk uygulama olarak satıcıların fatura vermek zorunluğu hakkındaki 5.3.1940 günlü kararname çıkarmış, 3.4.1940’da da taşınmaz malların kiralarının arttırılmasını yasaklamıştı.

Fakat savaş yıllarının yarattığı zorunluğun bir karşılığı olarak Refik Saydam’ın başbakanlığı döneminde çıkarılan Milli Korunma Kanunu istenilen sonucu sağlayamamıştır. Çünkü bu kanun, zabıta tedbirleri ile ekonomik yaşantıyı düzenlemek gibi sakat bir temel zihniyetin üzerine oturtulmuştu. Örneğin bu yasa çerçevesinde tüm üreticiler geçimlik ve tohumluk dışında kalan buğdaylarını Toprak Mahsulleri Ofisi’ne satmak zorundaydı. Piyasa fiyatının oldukça altında gerçekleşen bu alımlar küçük üreticiyi mağdur etmiş, büyük üreticiler zorunlu satın almadan kaçırdıkları ürünleri karaborsada satarak büyük miktarda haksız kazanç sağlamıştı. İstenilen sonuç elde edilemediği için de 1942 yılında ülkede ekmek karnesi uygulamasına başlanmıştı.

Karaborsacılığı önlemek için merkezleri İstanbul, İzmir, Adana ve Samsun olmak üzere kurulan Men’i İhtikâr Mahkemeleri de başarılı olamadı. Oysa üyeleri Meclis’ten seçilen bu mahkemelerin karaborsacılık yaptıkları belirlenen kişilere idam cezasına varan cezalar verme yetkisi vardı. Buna en güzel örnek olarak 1942 yılında Türkiye’nin zeytinyağı gereksinimi 15.000 ton iken ülke içinde 40.000 ton zeytinyağı olmasına karşın fiyatların 100-160 kuruşa varan fahiş oranda artması gösterilebilir.

Milli Korunma Kanunu’nun devlete, hemen her sahaya el atabilecek çapta geniş yetkiler vermesi ve halka  yükümlülükler getirmesi; ülke ekonomisinde etkin olan sermaye sahiplerini, sanayicileri ve hatta işçi ve çiftçi sınıflarını dahi derinden etkilemiştir. Bu nedenle II. Dünya Savaşı bittiğinde CHP gözden bir hayli düşmüş ve  yaşadığı sıkıntıları unutamayan halk bu sıkıntıları CHP’ye mal ederek Demokrat Parti’yi iktidara getiren yolu açmıştır.

Milli Korunma Kanunu, Adnan Menderes döneminde de uygulanmaya devam edilmiş, 11.6.1956’da çıkarılan bir kanunla ceza hükümleri iyice ağırlaştırılmış, DP’nin iflas eden ekonomik politikası, bu kanunun uygulanmasıyla düzeltilmeye çalışılmıştır. Barış döneminde ekonomide savaş hali hükümlerinin uygulanması geniş tepkiler yaratmıştır. Ayrıca bu kanuna göre verilen cezaların ertelenemeyeceği yolunda bir hükmün de bulunması toplumsal huzursuzluğu arttırmıştır. Ancak 27 Mayıs’ın ardından 10 Eylül 1 960 tarihli ve 79 sayılı kanunla Milli Korunma Kanunu’na karşı suçlar affedilmiş, sermaye ve fon hesapları tasfiye edilerek Milli Korunma Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s