Paris Komünü

Paris kuşatıldığında kenti Ulusal Muhafızların yanısıra gönüllü birlikler savunuyordu. Namık Kemal’in en yakın arkadaşları Mehmet, Reşat ve Nuri Bey de, sürgün edildikleri topraklarda yakalandıkları savaştan kaçmak yerine, ilkin Fransa-Prusya savaşında Fransa’nın, daha sonra Paris kuşatması sırasında da Paris halkının yanında yer aldılar. Paris Komünü, “evrensel cumhuriyet” bayrağı altında bütün yabancıları da, “ölümsüz bir dava uğruna” mücadele etmeye çağırıyordu. İtalyanlar, Belçikalılar, Polonyalılar, saflarında yer aldıkları Komünün yönetici kademelerinde de görülüyorlardı. Yeni Osmanlılar da Fransa-Prusya savaşına ve ardından 72 gün süren Paris Komünü’ne kendi sorunlarıymışcasına katıldılar.

Komündeki gönüllü birliklerden biri de “Turcos de la Commune” idi ama bunların “bizimkiler”le pek ilgisi yoktu. Kırım Savaşı’nda Ruslara karşı Osmanlılardan yana savaşan Fransız ordusundaki Cezayir birliklerine “Turcos” deniyordu (bugüne kadar Osmanlı topraklarından Latin Amerika’ya göç eden Lübnanlıların “Turcos” diye nitelendiği de hatırlanmalı).

Yeni Osmanlıların en ünlüsü Namık Kemal olsa da Abdürrahman Şeref Efendi’nin 1918’de Sabah gazetesinde yazdığı “Yeni Osmanlılar ve Hürriyet” yazısında belirtiği üzere “ruhu ve reisi”, Ebüzziya Tevfik’in anlatımıyla “en haşarı, gözüpek, eylemci elemanı” Mehmet Emin Bey’di.

Bağdat Valisi Gürcü Necip Paşa’nın torunu (amcası Mahmut Nedim Paşa iki kez sadrazamlık yaptı), Osmanlı Posta İdaresi’nin ilk müdürü, ilk Posta Telgraf Nazırı Ahmet Şükrü Bey’in (Sağır Ahmet Bey) oğlu Mehmet Emin Bey 1843’te doğmuştu. Ağabeyi ile birlikte 14-15 yaşlarında Paris’e eğitime gönderilmiş, dönüşünde Tercüme Dairesi’nde çalışırken burada Paris macerasını birlikte yaşayacakları Mustafa Nuri ve Reşat Bey’le tanışmıştı.

Menapirzade Mustafa Nuri Bey (1840-1906) dokuz yaşına kadar şehzadeler arasında yetişmiş, Abdülhamid’in süt kardeşi ve çocuklukta oyun arkadaşı olmuştu (II. Abdülhamid döneminde Saray Katipliği ve Reji Komiserliği yapmıştır).

Kayazade Reşat Bey (1844-1902) ise amcası mızıka miralayı olduğundan Mızıka-i Hümayun’da (Saray Bandosu) eğitim görmüş ve burada Mustafa Nuri Bey’le yakın arkadaş olmuştu. Birkaç yıl burada kaldıktan sonra iki arkadaş Hariciye’ye bağlı Tercüme Dairesi’ne girmişler ve yolları burada Mehmet Emin Bey’le kesişmişti. Ebüzziya Tevfik, Avrupa’daki eğitiminden ötürü zamanına göre sosyal meselelerde arkadaşlarından daha bilgili olan Mehmet Emin Bey’in Yeni Osmanlıların kurucularından Reşat ve Mustafa Nuri’yi de eğittiğini belirtir.

1865’te şekillenmeye başlayan Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin kurucu ve örgütleyicilerinden olan Mehmet Emin, cemiyetin 1867’de üyelerden birinin ihbarıyla deşifre olması üzerine, Mustafa Nuri ve Reşat’la birlikte Paris’e kaçar. Mehmet Emin cemiyetin reisi olarak gıyabında idama mahkum edilir.

1860’ların sonlarında Paris’te Yeni Osmanlılar’ın Polonyalı devrimciler, Mazziniciler, sosyalistlerle ilişkisi olmuştu. Cemiyetin 30 Ağustos 1867 tarihli tüzüğünün altında, Mustafa Fazıl, Ziya, Namık Kemal’in yanısıra Polonyalı milliyetçi Plater ve Avusturyalı sosyalist Simon Deutsch’un da imzası bulunmaktaydı. Ancak, muhalif bir hareketin o dönem Avrupa’da sürgünde bulunan diğer akımlar ve yerel radikallerle ilişki kurmasından hareketle bir etkileşim olduğunu söylemek mümkün değil.

Yeni Osmanlılar yayın faaliyetlerini yürütürken diğer gazetelere de yazılar yazıyordu. Mehmet Emin’in Fransız Liberte gazetesinde makaleleri yayımlanıyor, gazete Yeni Osmanlıları “Türkiye’nin kurtarıcıları ve ilericilerinin önderleri” olarak niteliyordu.

Mehmet Emin’in çıkardığı yayınlardan birinin adı İttihad’dı(1869). Paris’te çıkardığı bu gazetenin “birtakım bentlerinin Rumca ve Arapça tercümesi ve Ermeni hurufuyla ayrıca sureti” olduğu belirtilmekte. Kısa ömürlü bu gazetenin ardından 1870’te Cenevre’de İnkilâb gazetesi yayımlanmaya başladı. Gazetenin Fransızca başlığı La Revolution (Devrim), alt başlığı ise “Organe de la Democratie Musulumane” (Müslüman Demokrasi yayın organı) idi.

Mehmet Emin diğer Yeni Osmanlılar’a göre farklı bir tutum geliştirerek doğrudan padişahı ve padişahlığı eleştirdi. İnkilab’daki bir yazısında şöyle yazıyordu:

Ey vatandaşlar, bu inkılâbın ikmali artık bize kaldı. Bir millet, bir işi milletçe yapmaz ise, o iş milletin terakki ve ıslahına asla yardım etmez. İşte numunesi meydanda duruyor. Islah ve terakkimizi bir şahsın yed-i kifayetine bıraktık; cülusunda yedi milyon lira borcu olan bir devletin varisi olduğunu lisân-ı teessüf ile beyan etmiş iken, padişahlığı daha on seneye varmamış ve zamanında Kırım muharebesi gibi bir gâile zuhur etmemiş iken, devletin borcunu yüz milyona iblâğ etti. Aferin hizmetine.

1870 başlarında Yeni Osmanlılar tamamen dağıldı. Aynı tarihte Fransa-Prusya savaşı başladığında Mustafa Nuri, Brüksel’e geçmiş, Reşat Bey ise Fransa’nın güneybatısında bir dostunun yanına çekilmişti; Mehmet Emin Cenevre’de bulunuyordu.

İmparator III. Napoleon’un (Louis Bonaparte) yenilmesi üzerine 4 Eylül 1870’te Cumhuriyet ilan edildi. Her ne kadar Thiers başkanlığında bir “Ulusal Savunma” hükümeti kurulmuşsa da Paris başta olmak üzere ülkenin birçok yerinde halk ayaklanmaları başgöstermişti. Bunun üzerine Mehmet Emin ve Reşat Bey, Paris’e geçmiş, onların daveti üzerine Mustafa Nuri de başkente gelerek ünlü Saint-Michel bulvarında bir apartmana yerleşmişlerdi.

Fransa İçin Savaşmaya Hazırız

Prusya ordularının Paris’e yaklaşmaları üzerine şehir savunmasını üstlenen General Trochu, durumu müsait olmayanların kentten uzaklaşmasını istemiş ve bunun üzerine yerli, yabancı birçok insan başkenti terk etmişti. O tarihlerde yirmi iki, yirmi dört ve yirmi altı yaşlarında olan Mustafa Nuri, Reşat ve Mehmet Emin ise “Ulusal Savunma” yönetimine başvurarak gönüllü oldular.

Ekim 1870’te Reşat Bey, General Trochu’ya hitaben şu mektubu kaleme alır:

Paris, 4 İlkteşrin 1870

General,

Türküm ve vatanıma Fransa’nın yaptığı hizmetleri unutmadım [ Kırım muharebesi kast edilmekte]. Minnet durgusunun ve büyük bir millete zaruri olan demokratik ruhun heyecanlarıyla, general, siz- den rica ederim, Fransız Cumhuriyeti’nin düşmanlarıyla harbetmek için beni gönüllü olarak Fransız ordusuna alınız.

Vatanperverliğiniz hakkındaki hayranlığımı ve cumhuriyetçi Fransa için beslediğim bağlılık duygularımı lütfen kabul ediniz general.

Reşat.

İbnülemin Mahmut Kemal İnal, kaynak göstermeden Mehmet Emin Bey’in savaşa katılmasını şöyle nakleder:

Fransızlar, bu hale taacübb ve iştirakin sebebini süal eylediklerinde nice müddet memleketlerinde ikametle taayyüş ettiği halde memleketin muhtaç olduğu bir zamanda elden geldiği kadar ibrazı muavenete vicdanen mecbur olduğunu söyledi ve harbe girişti.

Ebüzziya Tevfik Yeni Osmanlılar Tarihi’nde, onların öyküsünü şöyle anlatır:

Birbirlerinden ayrılmayan bu üç arkadaşa, Fransızlar tarafından Üç Türkler adı takılmış ve her nereye bir şarapnel, bir obüs düşüp de birçok askeri yaralasa, bu üç arkadaş derhal orada hazır bulunarak yaralılarla meşgul olup onların hasta barakalarına taşınmasına yardım etmişlerdir. Bunlar Fransız askeri kıyafetiyle beraber, milli serpuşumuz ve gerçek deyimi ile “püsküllü belamız” olan fesi başlarında bulundurdukları için Üç Türkler deyimi, adeta istihkamların bir yerinde “şefkat” deyimine eşit tutulmuştur.

Mehmet Emin Bey’in bu sırada çektirdiği ve kızına gönderdiği fesli ve Fransız askeri kıyafetli bir fotoğrafı bulunmakta. Kızı Şefika Özsün fotoğrafı şöyle takdim eder:

…resim, Fransız Zuhaf askeri kıyafetindedir ve pederimin teehhülünden (evlenmesinden) evvel, Paris’e kaçıp da, 70’te vuku bulan Fransız-Alman muharebesinde gönüllü Fransız askeri olduğu zaman çektirdiği resmidir.

Cezayir’de bir kabile ismi olan Zuhaf (Zouave), Cezayir’in yerli halkından oluşmuş, daha sonra Fransızlardan da katılanların olduğu birliğe verilen addı. Bu birlikteki askerler Doğulu kıyafetlerini koruyorlardı.

Paris, Alman ordusuna teslim olduğunda üç arkadaş en yakın memleket olan Belçika’ya geçerek Brüksel’de Agah Efendi’ye misafir olmuşlardı. Hiçbirinde para yoktu. Belçika’ya gidişlerinde tren biletlerini bile Reşat’ın saatini satarak alabilmişlerdi. Üçlünün Paris’teki kanlı bastırmadan ve yargılamalardan sonra altı ay daha Paris’te kalıp da herhangi bir kovuşturmaya uğramamış olmaları, onların “korkunç çatışmalar”a katılmaktan ziyade, yaralılara yardım etmekle yetindikleri izlenimini uyandırmakta.

Eylül 1871’de Ali Paşa’nın ölümü üzerine Yeni Osmanlılar affedilince, 1 Aralık 1871’de Reşat ve Mustafa Nuri, İstanbul’a hareket ederler. Mehmet Emin ilkin Meşrutiyet ilan edilmedikçe gelmeyeceğini söylese de kısa süre sonra o da İstanbul’a döner.

Paris Komünü saflarında yer alan Yeni Osmanlılar’ın bu üç kurucusunun öyküsü daha sonra İbret gazetesinde Namık Kemal, Reşat ve Mustafa Nuri’yle birlikte yazı kurulu üyesi olan Ebüzziya Tevfik tarafından aktarılmakta. Gazetede Paris Komünü sonrasında çıkan yazıların, olayları bizzat yaşamış kişiler tarafından kaleme alındığı açıkça belirtilmekte. Reşat Bey gazetenin 3. sayısında “Devair-i Belediye (Komün) Taraftaranı” başlıklı yazısında komün yanlıları ile aynı fikri beslemediğini ve Versailles’a düşmanlığı olmadığını belirttikten sonra, “Komün İhtilâli yetmiş bir sene-i miladiyesi hadisatımn en mühimlerinden olduğundan ve o sırada Avrupa’da bulunduğumuzdan bu bapta olan tahkikat ve meşhudatımızın benanım halkça faideli gördük” demektedir.

Mehmet Emin Bey 1874 yılında çok genç yaşta gırtlak kanserinden vefat etti. Reşat Bey ise II. Abdülhamid döneminde paşa ve Kudüs Mutasarrıfı oldu. Mustafa Nuri Bey daha sonradan Saray katipliği ve Reji müdürlüğü yaptı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s