Paris Komünü’nde Üç Türk

Paris Komünü

Paris kuşatıldığında kenti Ulusal Muhafızların yanısıra gönüllü birlikler savunuyordu. Namık Kemal’in en yakın arkadaşları Mehmet, Reşat ve Nuri Bey de, sürgün edildikleri topraklarda yakalandıkları savaştan kaçmak yerine, ilkin Fransa-Prusya savaşında Fransa’nın, daha sonra Paris kuşatması sırasında da Paris halkının yanında yer aldılar. Paris Komünü, “evrensel cumhuriyet” bayrağı altında bütün yabancıları da, “ölümsüz bir dava uğruna” mücadele etmeye çağırıyordu. İtalyanlar, Belçikalılar, Polonyalılar, saflarında yer aldıkları Komünün yönetici kademelerinde de görülüyorlardı. Yeni Osmanlılar da Fransa-Prusya savaşına ve ardından 72 gün süren Paris Komünü’ne kendi sorunlarıymışcasına katıldılar. Okumaya devam et “Paris Komünü’nde Üç Türk”

Protestanlığın Yayılmasına Osmanlı Yardım Etmişti

Matin Luther

Kanuni Sultan Süleyman’ın Osmanlı tahtında olduğu dönem, Avrupa’da büyük değişimlerin, çalkantıların ve kutuplaşmaların yaşandığı bir dönemdi. Zira Martin Luther adındaki St. Augustin tarikatından bir keşiş, 31 Ekim 1517’de Wittenberg’de Schlosskirche’nin kapısına astığı ünlü Doksan Beş Tez’i ile Katolik Kilisesi’nin dini baskısına en büyük darbeyi vurmak üzereydi. Kapıya astığı bildiride Katolik Kilisesi’nin israfını, akraba kayırmacılığına dayanan sakat hiyerarşik yapısını, tayinleri acımasızca eleştiriyor, Kiliseyi ahlaksızlıkla suçlayarak yerden yere vuruyordu. Luther bununla da yetinmeyerek İncil’i Latinceden Almancaya çevirmişti ve böylece sapkın ilan edilmekle kalmamış, aynı zamanda aforoz edilmişti. Luther’in bir korkusu yoktu; hiç düşünmeden kilisenin önünde aforoznamesini yakıverdi. Okumaya devam et “Protestanlığın Yayılmasına Osmanlı Yardım Etmişti”

İkinci Dünya Savaşı’nda Ekonomik Savaş

Tarih boyunca yapılan savaşlarda, düşmanlarının orduları kadar, ekonomilerini de askeri güçlerinin hedefi olmuştur. Ekonomik savaştaki amaç, hem düşmanı zayıflatmak hem de düşmanın elindeki kuvvetlerin bir bölümünü ekonomisini savunmak için ayırmasını sağlamaktır. Ekonomik savaşın etkisi ancak ekonomik ölçütlerle anlaşılabilir: (a) bu tür saldırıları düzenlemek ve bunlara karşı koymak için harcanan mutlak maliyet ve (b) saldıran ve savunanların elde ettiği “maliyet verimliliği.” Bu ölçütler İkinci Dünya Savaşı’na uygulandığında, bu ölçütlerin ne kadar çarpıcı sonuçları olduğu görülecektir. Örneğin, Almanya, 24.000 avcı uçağı üretebilecek kadar kaynağı (böylece avcı uçağı üretimi ikiye katlanabilirdi), V-l ve V-2 füzeleri üretim projesine ayırmıştı. 1.000’den daha az sayıda Spitfire avcı uçağı -ki zaten en az bu kadarı İngiltere’yi savunmak için zaten hazırda bekleyecekti- V-l tehdidini savuşturmayı başarırken, hedefine isabet eden füzeler sadece birkaç bin sivili öldürmüş ve sanayiye hemen hiç zarar vermemişti. Bu hiç de akıllıca bir yol değildi. Yine bir harekâtın düşmanın üretim kapasitesini yarıya indirmesi, silah üretiminin de yarıya inmesi anlamına gelmiyordu -daha az kaynak, daha verimli bir şekilde kullanılabilir ve bu güçlüğün üstesinden gelinebilirdi. Her şeyden önemlisi, ekonomik savaş, düşmanın sadece sanayisini yok etmemiş, aynı zamanda onu çok daha zor ve karmaşık meselelerle uğraşmak zorunda bırakmıştı. Okumaya devam et “İkinci Dünya Savaşı’nda Ekonomik Savaş”

Rudolf Hess’in İngiltere Serüveni

rudolf-hessİkinci Dünya Savaşı’nı sona erdirecek kesin başarı olacaktı bu. Almanya’dan bir uçakla tek başına havalanıp paraşütle İskoçya’ya atlarken böyle düşünüyordu. Kral VI. George ile konuşacak ve iki ülke arasında barış önerecekti. Ama işler hiç de umduğu gibi sonuçlanmadı.

Hikâye 10 Mayıs 1941’de, Rudolf Hess’in, Almanya içinde uzun menzilli uçuş denemeleri için gereksinimi olduğunu söyleyerek bir Messershmitt 110 uçağı almasıyla başlar. Hess havalandıktan sonra uçağın burnunu Manş Denizine, oradan da İskoçya’ya çevirmişti. Uçağıyla Almanya’dan ayrılırken, 1936 yılında Berlin Olimpiyatları sırasında tanıştığı Hamilton Dükü’nün İskoçya’daki evine inmeyi planlamıştı.

Saat 23.07 sularında bir ışıldak, Hess’in uçağını Glasgow’un sekiz mil güneyinde saptamıştı. Işıldağın başındakiler, uçağın kendi üzerlerine pike yaptığını görünce şaşırdılar. Tam o anda bir paraşüt açıldı. Pilotsuz uçak ışıldaktan 250 metre uzağa düşüp parçalandı.

İki uçaksavar eri, pilotun paraşütle yere inişini seyredip iniş noktasının Glasgow’dan sekiz mil uzaktaki, Hamilton Dükünün malikanesine yakın Basil’s Baird olduğunu hesapladılar ve o yana yürüdüler. Ancak onlar oraya gelmeden Hess, çiftçi David McLean ile karşılaşmıştı bile. İlk kez paraşütle atladığından ayağını fena halde incitmişti.

Çiftçi Baird yatmaya hazırlandığı sırada McLean, koşarak gelip çiftliğin arkasındaki tarlaya bir Nazi’nin paraşütle indiğini söylemişti. McLean’e göre esrarengiz Alman pilotunun ilk sözleri, “Çok özür dilerim, bana Hamilton Dükünün malikânesini gösterir misiniz?” olmuştu.

Ne Baird, ne de McLean Alman Hava Kuvvetlerinden yüzbaşı üniforması giyen adamın kimliğini bilmiyorlardı. Hess çiftliğe girdikten az sonra, iki uçaksavar eri olay yerine geldiler. Kapıda kendilerini McLean karşıladı, “İçerde,” dedi. “Yarım dakika önce geldi.” Okumaya devam et “Rudolf Hess’in İngiltere Serüveni”

Roosevelt ve Hitler

hitler-rooseveltRoosevelt de, Hitler de Ocak 1933’te iktidara geldiler. İkisi de birer enkaz devralmışlardı. Ama buldukları çözüm yolları çok farklı oldu. Ve savaş rüzgârları esmeye başladığında, onlar, ülkelerini de çok farklı noktalara götürdüler.

Temmuz 1918: Amcası Theodor Roosevelt gibi bir savaş meraklısı olan Amerikan Donanma Müsteşarı Franklin Delano Roosevelt, en büyük arzusunu gerçekleştiriyor ve Fransa’da cepheyi geziyor… Tek istediği, üniforma giymektir ve bu yolda, Savaş Bakanı’na da başvuracaktır. Ne var ki influenza ve zatürre onu zayıf düşürüyor. Dönerken gemiden sedye ile indiriliyor. Ekim başında, Başkan Wilson’a gidip subay olmak için izin istiyor. Ama artık çok geç: Ateşkes görüşmeleri başlamıştır. Roosevelt tekrar politikaya dönerek 15 yıl içerisinde kendisini ABD Başkanlığı’na getirecek dolambaçlı yollarda ilerlemeye başlıyor. Okumaya devam et “Roosevelt ve Hitler”

İşçi Sınıfının Doğuşu

İşçi Sınıfı

İngiltere’de başlayan ardından tüm Avrupa’ya yayılan Sanayi Devrimi ile halkın yaşam koşulları hızla ağırlaşmaya başlamıştı. Günde 12 saatten fazla çalışma, tekniklerin ve tedbirlerin yetersiz olmasından kaynaklanan çok sayıda iş kazası, bir türlü düzeltilemeyen elverişsiz sağlık koşulları, yatırımları kolaylaştırmak amacıyla ücretlerin giderek düşürülmesi, kötü beslenme, ardı arkası kesilmeyen çocuk ölümleri. İnsanoğlunun yaşamını kolaylaştırması gereken teknolojik gelişme, proletaryanın yaşamını tam anlamıyla bir cehenneme dönüştürmüştü. Hastalık, işsizlik ve ekonomik bunalımlar ise felaketlerin en büyükleriydi. İlk başlarda işçilerin tek kaçış yolu alkole veya suça yönelmekti. Okumaya devam et “İşçi Sınıfının Doğuşu”

Tarihin İlk Gümrük Kaçakçılığı

İnsanoğlu yüzyıllar boyunca uygarlığı daha da geliştirmek için çalışmış, uğraşmış ve bu yolda büyük başarılar kazanmıştır. Fakat insanoğlunun karakteri tüm bu ilerlemelere karşın hiç değişmemiştir; yüzyıllar geçse de değişeceğe benzemez. Örneğin yasak olan her şey, her zaman insanoğluna çekici gelmiştir. Hele bunlar zevk veren ya da bir çıkar sağlayan şeyler olunca çok daha fazla ilgi çekmektedir. Dinler ya da yasalar insanoğlunun bu hareketlerini engellemeye çalışırken, insanoğlu bunların açıklarını bulup kullanmaktan kendini hiçbir zaman alamamıştır. Bunun en tipik örneklerinden biri de gümrük kaçakçılığıdır

Bugün iktisadi koşulları birbirine eşit olan ülkeler arasındaki ufak tefek farklar bile kaçakçılığı çekici hale getirmekte, körüklemektedir. Günümüzde nasılsa, yüzyıllar önce de böyle kaçakçılıkların yapıldığı, bizzat o dönem yaşayan kişiler tarafından yazılmış belgelerden anlaşılmaktadır. Çivi yazısı ile kil üzerine yazılmış böyle bir mektup; tarihte ilk gümrük işlemlerinin yapıldığı yer olarak bilinen Anadolu’nun aynı zamanda günümüzden 4 bin yıl önce tarihin bilinen ilk gümrük kaçakçılığına da ev sahipliği yaptığını bildirmektedir. Bu mektup, Kayseri yakınındaki Kültepe veya Kara Höyük denilen yerde ele geçen binlerce belgenin arasında bulunmuştur. Okumaya devam et “Tarihin İlk Gümrük Kaçakçılığı”

Büyük İskender’in Ordusu ve Savaş Taktikleri

Büyük İskender

Bir ordu ki, hareket üssünden ayrıldıktan sonra on bir yıl boyunca (M.Ö. 334 – 323) hiç durmaksızın savaşıyor. Bir or­du ki, yaya-atlı devrinde Makedonya’dan çıkarak bütün Orta ve Güney Anadolu’yu, Suriye ve Mısır’ı, İran’ı, Afganistan ve Belucistan’ta Pencab ve İndus’a kadar Hindistan’ı istilâ eder.

Bir ordu ki, bu kadar geniş bir sahada yerleşmiş, uygarlıklar ve müstahkem mevkiler kurmuş sayısız ulusa yalnızca ”Merhaba!” demeye yetebilecek bir zaman içinde onlarla çe­tin savaşlar verip hepsine de boyun eğdirmeye muktedir oluyor.

Büyük İskender’in babası Kral Filip II. Makedonya ordusunu ye­niden teşkilatlandırmış, talim ve terbiyesini, teçhizat ve silah gücünü arttırmıştı. Bu ordu İskender’in elinde bilhassa sevk ve yönetim bakımından mükemmel bir seviyeye ulaştırıldı. Okumaya devam et “Büyük İskender’in Ordusu ve Savaş Taktikleri”

Kudüs Kralı Sözünden Nasıl Döndü?

Kudüs Krallığı

Haçlı Seferleri döneminde, birçok Haçlı kralı ve lideri, Türklerin eline esir düşmüştür. Yüzyıllarca süren bu dönemin savaş ve mücadeleleri sırasında, bu gibi pek çok örnek vardır. Bunlardan birisi de, Kudüs Kralı II. Baudouin’in (1118-1131), iki defa Türklerin eline esir düşmesi olayıdır.

Hikayemizin dışında kalmakla beraber, belirtmek gerekir ki, II. Baudouin henüz Urfa kontu iken, 7 Mayıs 1104 tarihinde cereyan eden Harran Savaşı sırasında, yine Artuklu ailesinden Artukoğlu Sökmen Bey’in eline esir düşmüştü.

Yıllar sonra ise, Artuklu beyi Nuruddevle Belek, 1121- 22 yılında, amcası İlgazi ile Kuzey Suriye bölgesine yaptıkları seferden ülkesine geri dönerken, Urfa Kontluğu bölgesinden geçtiği sırada, kendisini gafil avlamak isteyen Urfa kontu Joscelin de Courtenay’ı ve Birecik hâkimi Galeran’ı yanındaki birlikten 60 kişi ile beraber esir aldı (13 Eylül 1122}.

Joscelin’in Türklerin eline esir düşmesi, Haçlılar arasında çok büyük bir moral bozukluğu yarattı. Çünkü, üç sene önce, Belek’in amcası İlgazi, Kanlı Meydan Savaşı’nda Antakya’nın hâkimi Roger de Salerne’i yenilgiye uğratıp öldürünce, Antakya Haçlı Devleti başsız kalmıştı. Bu defa da Joscelin’in esir düşmesi ile Urfa Kontluğu da lidersiz kalmış oluyordu.

Antakya’nın idaresini üstlenmiş olan Kudüs kralı II. Baudouin bu durumda, Urfa Kontluğu’nun idaresini de üzerine almak zorunda kaldı… II. Baudouin, Joscelin’in esaretini ve onun Harput Kalesi’ne hapsedildiğini öğrenince, derhal Antakya’dan Harput yönünde harekete geçti. Bu arada Belek, bütün dikkatini bölgesinde huzursuzluk çıkartan Gerger’e yöneltmişti; çünkü Gerger’i alarak bölgesindeki gücünü artırmak istiyordu. Gerger’in Ermeni hâkimi Mikhail ise, Müslüman Türklerin akınlarına daha fazla dayanamayacağını bildiğinden, kenti II. Baudouin’e teslim etmek istiyordu. Okumaya devam et “Kudüs Kralı Sözünden Nasıl Döndü?”

Tarih Boyu Haçlı Katliamları

Mescidi Aksa Haçlı KatliamıBirinci Haçlı Seferi döneminin Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos’un kızı ve tarih yazarı Anna Komnene’nin ifadesiyle, “Batı’nın bütün Barbar kavimlerinin”, Doğu’daki “din kardeşlerine yardım etmek” kisvesi altında harekete geçmeleriyle birlikte, hem Hıristiyan hem de Müslüman halka karşı, bölgede büyük bir yağma, talan ve katliam hareketi de başlar…

Gerçekten de, daha yola çıkmadan, ülkelerindeki Musevileri katlederek işe başlayan Haçlılar, Roma’nın imparatorluk sınırlarını aşar aşmaz, kendi mezheplerine ters gördükleri Ortodoks Hıristiyanlara saldırırlar. Çevrelerini yakıp yıkarak ilerleyen Haçlılar, hayvan sürülerini gasp ederler; kiliseleri bile kundaklarlar.

Haçlılar, İstanbul surları dışında konakladıkları zaman içinde, başkentin varoşlarına saldırıp, İstanbul’dan sonra Ağustos 1096’da İzmit Körfezi’ni dolaşarak Yalova’ya gittikleri yol boyunca da, köyleri basarak savunmasız, halka pek çok kötülük ettiler.

Anna Komnene’ye göre, İznik civarını yağmalayan ve zalimliğin olabilecek en sivri örneklerini çevrede sergileyen Haçlılar, zulmü, kundak bebeklerine kadar yaydılar.  Bu bebekleri ya sakat bıraktılar ya da mızraklara geçirip ateşte kızarttılar; büyüklere ise, farklı işkenceler uygulandı. Haçlı lideri Pierre Lermite ise, bu vahşi kalabalığı kontrol altına alamadı… Okumaya devam et “Tarih Boyu Haçlı Katliamları”