Anadolu Bacıları (Bacıyan-ı Rum)

Askeri fetihler ne derece güçlü olurlarsa olsunlar, bu fetihler kültürel hizmetlerle bir takım altyapı tesisleriyle, kurumlarıyla desteklenmedikleri sürece yok olmaya, erimeye mahkumdurlar. Tarihte bu tür fetihlerin örnekleri pek çoktur. Moğol fetihleri ise bunun tipik bir örneğidir. Moğollar XIII. yüzyılda hemen hemen bütün Asya’yı fethettikleri halde, fethettikleri beldelere kendilerine özgü bir kültür ve kültürel kurumlar götürmedikleri için o beldelerin yerli halkları ve kültürleri içinde eriyip yok olmuşlardır. Okumaya devam et “Anadolu Bacıları (Bacıyan-ı Rum)”

Isaac Deutscher’in Mirası

Isaac Deutscher

19 Ağustos 1967 tarihinde ölen Isaac Deutscher, yüzyılımızın en büyük sosyalist yazarlarından biriydi. Bir Marksist ve bir tarihçiydi. Ancak, çalışmalarında bu ikisini ilişkilendirilme şekli ve her iki literatür içerisinde sahip olduğu yer benzersizdir. Deutscher’in ünü, kuşkusuz, Rus Devrimi’nin akıbetini anlattığı iki başyapıta -Stalin ile Troçki’nin yaşam öykülerine- dayanmaktadır. Bu yapıtlarda Deutscher, bütün gücünü, yaşamını adadığı bir konu üzerinde yoğunlaştırmıştır. Bu iki yapıt, Deutscher’in yapıtlarına yeni başlayan okurlar için ilk okunacak kitaplardır. “Marxism”, “Wars and Revolutions” ise başka bir amaca hizmet eder. Bu kitap içerisindeki yazılar ve hitaplar, biyografi yazarının kendi entelektüel portresini -bir düşünce adamı olarak Deutscher’i- ortaya koyar. Çünkü burada yazar, türün doğasına uygun olarak, tarihçiye kıyasla hem daha dolaysız ve kişisel bir üslupla, hem de daha geniş bir yelpazede uzanan, değişik konular üzerine yazma olanağı bulur. Öznel deneyimler ve kanaatler, geçmişe ilişkin nesnel yeniden inşalara kıyasla bu metinlerde çok daha rahat biçimde ifade bulur. Bunlar aracılığıyla Deutscher’in, yaşamı boyunca en çok öne çıkan niteliklerinin düşündürdüğünden daha karmaşık ve çok boyutlu bir figür olduğunu görürüz: Yalnızca sola mensup bir tarihçi değil, aynı zamanda solcu bir düşünür; olayları yorumlamanın ötesinde olaylara bizzat katılan bir eylem adamıdır Deutscher. Okumaya devam et “Isaac Deutscher’in Mirası”

Sabahattin Ali’nin Sanat ve Edebiyata Bakışı

Sabahattin Ali

Sabahattin Ali’nin yapıtları üzerine yapılan az sayıda çalışmada, onun edebiyat görüşünün toplumcu gerçeklikten eleştirel gerçekçiliğe doğru ilerlediğinden bahsedilir.

Bu tespit Sabahattin Ali’nin öykücülüğü için son derece doğrudur, ancak romancılığı için farklı açılımlar getiren çalışmalara, yorumlamalara ve incelemelere gereksinim vardır. Yeri gelmişken, Sabahattin Ali hakkında yazılmış kitaplara ve yazılara bakıldığında bunların neredeyse pek çoğunun onun yaşam öyküsü, daha doğrusu hazin ölüm öyküsü üzerine olduğunu söylemeden geçemeyiz. Sabahattin Ali’nin yapıdan hakkında hâlâ kapsamlı bir çalışma bulunmamaktadır. Okumaya devam et “Sabahattin Ali’nin Sanat ve Edebiyata Bakışı”

Proudhon Nasıl Bir Anarşizm İstiyordu?

Pierre – Joseph Proudhon (1809 – 1865) ilk kez anarşizm sözünü eden Fransız düşünürü. Aslında ütopyacı bir sosyalist. Touchard, başlıca kitaplarının 1848 yılından sonra yayınlanmış olmasına karşın, Proudhon’un 1848’den önceki dönemde incelenmesinin doğru olacağı kanısında. Çünkü Touchard’a göre, Marx’ın antikapitalizminin yanında, Proudhon’un prekapitalist (kapitalizm öncesi) fikirleri sanki başka bir çağa aitmiş gibi görünüyor. Öte yandan Proudhon’un fikirlerinin tam bir berraklıktan yoksun oluşu, birçok tarihçi ve yazarı kızdırmış, tedirgin etmiş. Ne var ki getirdiği, kendine özgü çözümlerle siyasi düşünce tarihinde önemli bir yeri var. Okumaya devam et “Proudhon Nasıl Bir Anarşizm İstiyordu?”

Proudhon Eleştirisi

Anarşizmin en etkili yazarı olarak kabul gören Pierre-Joseph Proudhon, Fransa’nın Besançon kentinde 1808 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Ve tam elli altı yıl sonra 1865 yılında yine Ocak ayında Paris’te öldü. Anası da babası da işçi sınıfına mensuptu. Babası fıçıcıydı ve evde içki imal ederdi. Annesi ise köylüydü. Çocukluk yılları yoksulluk içinde geçti. Bir matbaacının yanında çırak olarak işe başladı. Yıllarca musahhihlik yaptı. Bu işinde çalışırken gramer ve eski dilleri öğrendi. Ve tashih etmesi için kendisine verilen yazılardan (özellikle teoloji alanında olmak üzere) epey bilgi edindi. Besançon Akademisi’nin dikkatini çekti ve 1838’de bir burs kazanarak Paris’e gitti. Doğru dürüst bir öğrenim görmeğe başladı. Ve 1840 yılında ona bir gecede ün, daha doğrusu kötü ün kazandıran ve akademiden aldığı bursu kaybetmesine yol açan ve “mülkiyet hırsızlıktır” tezini savunduğu, herkesin bildiği “Mülkiyet Nedir?” adlı kitabını yayınladı. Okumaya devam et “Proudhon Eleştirisi”

Max Weber ve Seçkinci Demokrasi Kuramı

Max Weber

Max Weber‘in siyasal yazılarının ve egemenlik sosyolojisinin demokrasi kuramına katkısının kısa bir nitelemesi yapılmak istendiğinde, öncelikle “seçkinci demokrasi kuramı” etiketi gündeme gelir. Çünkü Weber’in asıl ilgisi, egemen (ya da egemenler) ile egemenlik altındaki (veya egemenlik altındakiler) arasındaki ilişkiler konusuna, siyasal görevler için rekabet mücadelesine ve siyasal seçkinlerin ya da bir siyasal önderin yapıp ettiklerine yöneliktir. Okumaya devam et “Max Weber ve Seçkinci Demokrasi Kuramı”

Rönesans Ütopyaları

Ütopya

Ütopyanın edebi-politik bir biçim olarak sahneye çıkması, esas olarak Rönesans dönemine rastlar. İlk “ütopya” örneği olarak Plato’nun “Devlet”i verilir çoğu kez; ama bu diyalog, yeni bir türün ilk örneği olmaktan çok, Plato’nun döneminde zaten kullanılan felsefi diyalog biçiminin yeni bir temayla zenginleştirilmesidir. İlkçağda benzer “ütopya” örnekleri Plato ile sınırlı değildir: Plutarkos’un “Likurgos’un Yaşamı” biyografisi, içine idealize edilmiş bir kısmı gerçek olmayan unsurlar katılmış bir öyküydü. Keza, Aristofanes’in kimi komedyalarında alaycı dilini yumuşatarak, ideal ülke tariflerine yer açtığı da görülür. Okumaya devam et “Rönesans Ütopyaları”

Büyük Kulüp’ün Tarihçesi

Büyük Kulüp

Türkiye’nin en eski sosyal kulübü, bir zamanların “Cercle d’Orient”i (Serkldoryan) ya da kısa adıyla, “Büyük Kulüp” eğer yalnız üyelerine hoş vakit geçirtmeyi hedefleyen bir kulüp olsaydı, hiç şüphesiz Büyük Kulüp’ün tarihinin yazılmasına gerek duyulmayabilirdi. Ama bir dönemin Türkiye Cumhuriyeti’nin dışişleri bakanlarının, üye olmasalar da otomatikman başkanı sayıldığı bir kulübün sosyal tarih içindeki rolü, göz ardı edilemez.

Karşımızda, içinde açıkça siyaset konuşmanın hâlâ yasak olduğu, ancak ülkede siyaset oluşturma alanındaki kimi şahsiyetlerin sık sık toplandıkları bir mekân var. Üstelik bu sosyal alan, iskambil oyunlarından spora, hayır hizmetlerinden kültürel faaliyetlere kadar geniş bir yelpazeyi kucaklayan bir kulübün alanı… Okumaya devam et “Büyük Kulüp’ün Tarihçesi”

İlk Dolmuşu Bir Aşçı Bulmuştu

İlk dolmuşlar1931’de, İstanbul böylesine milyonların yaşadığı, sokaklardan insan selleri akan bir kent değildi: Kentin kara ulaşımı emektar tramvaylar, yeni yeni çalışmaya başlayan ve sayıları pek az olan otobüsler, bir de sayıları 600’e yaklaşan taksiyle sağlanırdı. Ancak taksiye binmek de bir lüks idi.

1929’da bütün dünyada kendini hissettiren “Büyük Bunalım” etkilerini Türkiye’de de yayınca, taksi şoförleri de zora düştüler. Geçmişte kuruşları bastırıp taksiye binenler, birer ikişer ortadan kaybolmuş; ucuz olsun diye tramvayları tercih etmeye başlamışlardı. Şoförler işsizlik karşısında meslek değiştirmeyi bile düşünmeye başlamışlardı.

Daha önceleri Cağaloğlu’ndaki lokantasında aşçılık yapan Aşçı Halit, lokantasına gelip giden şoförleri gördükçe imrenmiş, şoför olmaya heveslenmiş, sonunda lokantasını satıp bir Ford otomobil alarak yeni mesleğine başlamıştı. Talihi de yardım ettiğinden, bir de abonman müşteri bulmuştu. Her gün onu Nişantaşı’ndaki evinden alıp Eminönü’ndeki iş yerine getiriyor, saat ne yazarsa onu alıyordu: 80 kuruş. Okumaya devam et “İlk Dolmuşu Bir Aşçı Bulmuştu”

Hicri Takvim Nedir?

Hicri TakvimHicri Takvim, Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicretini başlangıç olarak kabul eden ve ay sınıfı takvimler grubuna giren takvim sistemidir. Hicri Takvim kendi içinde Hicri Semsi ve Hicri Kameri Takvim olarak ikiye ayrılmaktadır.

Hicri Takvim’in başlangıcını belirleyen olay, Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicreti olduğu için 1 Muharrem (16 Temmuz 622) tarihi de Hicri takvimin başlangıç tarihidir.

Arapların İslamiyet’e geçişinden önce yıllar, tarihin ilk çağlarında olduğu gibi, önemli olayların adları ile anılırdı. Araplar yılın günlerini de, Hz. İbrahim döneminden başlayarak, ay takvimimin aylarına göre düzenlemişlerdi. Ayların gün sayısı ise kolaylık sağlaması için; tek aylar çift, çift aylar tek olarak kabul edilirdi. Buna göre, sırasıyla tek ay olan Muharrem 30 gün, çift ay olan Safer 29 gün diye hesaplanır ve diğerleri de buna göre sayılırdı. Ancak güneş takvimi ile ay takvimi arasındaki 11 günlük fark; ziraat, alışveriş ve mevsimlerde karışıklık, meydana getirdiği için, İslamiyet öncesi Mekke’de, Yahudi takvimini taklit edilmiş, her üç yılda bir, bir “boş ay” ilavesiyle 13 aylık bir yıl oluşturmuşlardı. Bu, her üç yılda bir tekrarlanıyorlardı.

Fakat bir standardın olmaması karışıklıklara neden olmaya başlamıştı. Özellikle beytülmalın hesaplanması gereken durumlarda güçlüklere neden olan bu durum yüzünden, Hz. Ömer döneminde standart bir takvim başlangıcı saptanması konusu ciddi şekilde tartışılmaya başlandı. Hz. Ömer bu amaçla bir meclis toplayarak tarih için bir başlangıç belirlenmesini istedi. Mecliste birçok farklı görüş ileri sürüldü; bir kısım sahabe Hz. Muhammed’in doğumunun takvim başlangıcı olarak kabul edilmesini istedi. Ancak Hz. Ali, Peygamber’in doğum tarihinin tam olarak bilinmediğini, Hz. Muhammed’in Hicret’ten sonra hükümran olmaya başladığını ileri sürerek, bu önemli olayın takvime başlangıç kabul edilmesini teklif etti ve bu görüş oy birliğiyle kabul gördü.

Hicretin 17. yılında toplanan meclisin aldığı kararla hicretin yapıldığı yıl Hicri Takvimin 1. yılı ve aynı yılın Muharrem ayı ise Hicri Kameri takvimin yılbaşı kabul edilmek suretiyle, o yıl 1 Muharrem’e denk gelen 16 Temmuz 622 tarihi de Hicri Kameri Takvimin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Günümüzde bu takvimi Hicri Kameri Takvim olarak değil de Hicri Takvim olarak adlandırılmaktadır. Kuran’a göre ay ile yılın başlangıcı hilalin ilk görünmesi ile saptanmaktadır. Okumaya devam et “Hicri Takvim Nedir?”