Osmanlı Devleti’nde Dış Türkler Sorununun Doğuşu

XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Osmanlı Devleti’nde çeşitli faktörlerin etkisi ile adım adım ortaya çıkan dış Türkler sorunu, Türk tarih yazımında ilgi çekmiş bir konudur. Dış Türkler sorunu doğuşu, bir alt başlık olarak, Türkçülük akımının doğuşu ana başlığı altında, hem konunun içinde bulunan kişiler, hem de yerli ve yabancı akademisyenler tarafından ele alınıp incelenmiştir.

Dış Türkler sorununun ortaya çıkmasında etkili olan etkenler iki ana başlık halinde ele alınabilir. Bu faktörlerden birincisi dış, ikincisi de iç faktörlerdir. Osmanlı Devleti’nde dış Türkler sorununun ortaya çıkmasında etkili olan dış etkenler; Osmanlı Devleti’nde Batılı ülkelerin yönlendirme ve teşvikleri ile Türkoloji çalışmalarının ve Çarlık Rusyası’ndaki Türkçü aydınların etkisi olarak sıralanabilir. İç etkenler ise, özellikle II. Abdülhamid dönemi dış politika uygulama ve beklentilerinin yanısıra Osmanlı aydınlarının yaptığı dil, edebiyat ve tarih çalışmalarıdır. Ayrıca siyasi gelişmeler sonucu Osmanlı toplum yapısında meydana gelen değişmeler de dış Türkler sorununun doğuşunda en çok etkili olan iç etkenler arasındadır. Okumaya devam et “Osmanlı Devleti’nde Dış Türkler Sorununun Doğuşu”

Mithat Paşa’nın Avrupa Günleri

Mithat PaşaAsıl adı Ahmed Şefik olan Mithat Paşa, verilen bütün görevleri başarıyla sonuçlandırınca memuriyet basamaklarını hızlıca tırmanmaya başlamış; sonunda Vekiller Heyeti’nin toplantılarında bulunup zabıtlarını hazırlama görevine getirilmişti. 1861’de Niş valiliğine atandı. 1868’de Şurayı Devlet Reisliği’ne getirilmesiyle, İstanbul’daki yönetim kadroları arasındaki çekişmelere katılmak durumunda kaldı. Başarılı ıslahat yaptığı Bağdat Valiliği’nden, yeni sadrazam Mahmut Nedim Paşa ile anlaşamayınca istifa etti. Ona yönelik eleştirileri 1872’de sadrazamlığa atanmasını sağladı. Ancak padişahtan çekinmeyen davranışları kadar, karşıtlarının jurnalleri de üç ay sonra görevden alınmasına neden oldu. Birkaç ay Divanı Ahkamı Adliye Nazırlığı, arkasından üç ay Selanik Valiliği yaptı. Azledilip bir buçuk yıl boşta bekledi. Hukuk bilgisi nedeniyle 1875’de tekrar Adliye Nazırı oldu; ama görevde üç ay kalabildi.

1876 Mayıs’ında Meclisi Ali üyeliğine, Haziran’ında Şurayı Devlet Reisliği’ne atandı. Padişaha özgürlükler, vatandaşların eşitliği ve hükümetin ‘sultan karşısında yetkili olması’ üzerine rapor verecek kadar kararlı biriydi. Abdülaziz’in tahttan indirilip yerine Murad’ın getirilmesi ve tahttan indirilmesi olaylarına katıldı. İdeali olan anayasa hazırlıklarına başkanlık etti. 19 Aralık 1876’da sadrazam olduktan dört gün sonra, Avrupalıların zorladıkları ıslahat yerine anayasayı açıklayıp Meşrutiyet’in ilanını sağlayarak dış müdahaleyi önlemeye çalıştı. Rus tehditlerine karşı İngiliz desteğini sağlamak umuduyla Meclis-i Umumi’de yabancı önerilerine karşı çıktı. İlk Osmanlı Meclisi toplanmadan ve Ruslarla savaş başlamadan, 5 Şubat 1877’de, Abdülhamid’in kararıyla Mithat Paşa, İzzettin Vapuru’na bindirildi; Avrupa’ya sürgüne gönderildi. Okumaya devam et “Mithat Paşa’nın Avrupa Günleri”

Çanakkale Geçilmez!

Çanakkale ve Seyit Onbaşı

Birinci Dünya Savaşı’nın en yürekli stratejik planıydı bu: Bir darbede, doğuda yeni bir cephe açarak Fransa siperlerindeki korkunç durumu ortadan kaldırmak. Planı yapan Birinci Amirallik Lordu Winston Churchill, Almanya’nın müttefiki Türkiye’ye saldırarak Kayzer Avrupasının “yumuşak karın bölgesine” esaslı bir darbe indirebileceğini umuyordu. Bunu, Çanakkale Boğazını geçerek başaracaktı. Türklerle Almanlar arasındaki bağlantı kopacak, İngiltere ise Karadeniz’den müttefiki Rusya ile birleşebilecekti.

Bu parlak planın başarısı, Türkleri hem karada, hem de denizde şaşırtmakla mümkündü. Çanakkale Boğazı’ndan geçmek için, güçlü bir deniz kuvvetine; yanı sıra, iki taraftaki tepeleri almak için de bir çıkartma birliğine ihtiyaç vardı.

Planın, kusursuzluğuna rağmen, gerçekleştirilmesi bir felâket oldu. Çünkü Türkiye, İngiliz planını önceden haber almıştı. Okumaya devam et “Çanakkale Geçilmez!”

Otlukbeli Zaferi

Otlukbeli SavaşıAnadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra memleketin çeşitli yerlerinde bağımsız beylikler kurulmuş ve bu suretle Anadolu’da Türk birliği parçalanmış oluyordu. Beylikler arasında iki yüzyıla yakın bir mücadelenin cereyan etmesi Türk gücünün büyük bir kısmını eritiyor ve böylece fetih siyaseti istenilen şekilde gerçekleştirilemiyordu. Anadolu Beyliklerinden birbiriyle en fazla mücadele eden Osmanlılarla Karamanoğulları idi. Her iki beylik de Anadolu’da Türk birliğini kurmak için çalışıyor ve bunu gerçekleştirmek gayesiyle diğer beyliklerle amansız mücadeleye girişiyordu.

Sultan Murat I. devrinde başlayan Osmanlı-Karaman mücadelesi Yıldırım Bayezid’in yaptığı sefer sonucunda Karaman ülkesinin Osmanlılara geçmesiyle son bulmuş görünüyordu. Batı Anadolu’da bulunan beylikleri kendi memleketine ilhak eden Yıldırım son zaferini Karamanoğullarına karşı kazanmış ve Selçuklu devletinden sonra Anadolu’da Türk birliğini kısmen kurmayı başarmıştı. Fakat 1402 Ankara felaketi ve Timur’un Anadolu’yu istilası tekrar bu birliği bozmuş ve beylikler arasında yeniden mücadelelerin başlamasına sebep olmuştur. Okumaya devam et “Otlukbeli Zaferi”

Lale Devri’nin Sonu: Patrona Halil İsyanı

Patrona Halil İsyanı

Viyana bozgunundan sonra kendisini toparlamaya çalışan Osmanlı, Venedik ve Rusya’yı mağlup etmişse de 1715-1718 savaşlarında Avusturya’ya yenilerek Sırbistan’ın bir bölümünü kaybetmişti.

Bürokrat kökenli Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa, Pasarofça Antlaşması’ndan sonra, yaklaşık 35 yıldır süren savaş dönemine son verdi. Sultan III. Ahmed’in saltanat yıllarının ikinci yarısını kapsayan ve 1718’den 1730’a kadar süren bir barış ve yenileşme dönemini başlattı. Bu dönemde, Avrupa kültürünü daha iyi tanımak için, elçiler gönderildiği gibi, İstanbul da yeni baştan imar edildi. 1722’den itibaren Boğaziçi ve Sadabad çevresinde yeni saraylar inşa edildi. Bu mekanlarda, bahçe tanzimi bir sanat haline getirildi; bu bahçelerde lale yetiştiriciliği ön plana çıktı ve döneme adını verdi. Lale Devri mimarların, nakkaşların ve şairlerin önem kazandığı; ilk matbaanın açıldığı; tercüme heyetleri kurularak çeşitli dillerden yapıtların Türkçeye kazandırıldığı bir dönem oldu. Okumaya devam et “Lale Devri’nin Sonu: Patrona Halil İsyanı”